Vesayet Kararına Giden Yol
Bir gün görev yaptığım yerde, emekli bir yazı işleri müdürü dikkatimi çekmişti. Emeklilikten sonra hayata adapte olmakta zorlandığını herkes fark ediyordu. Sürekli komşularını şikâyet ediyor, dilekçeler yazıyor, adliyeden adeta hiç çıkmıyordu.
Bir seferinde elinde taşlarla geldi. Cebini taşla doldurmuş, “Komşum bu taşlarla bana saldırdı” diyordu. Ama vücudunda tek bir darp izi yoktu. Yine de şikâyeti alındı, dosya açıldı ve sonuçta takipsizlik kararı verildi.
Aradan zaman geçti, aynı şekilde belki 15-20 dosyası oldu. Çevresinden de garip davranışlar sergilediğini duyuyorduk: kışın karların üzerinde taklalar atmak, sokakta farklı hareketler yapmak…
O gün Savcı Bey’e, “Bu durum basit bir şikâyet silsilesi değil. Bu bir hak arama paranoyası olabilir. Sulh Hukuk Mahkemesi’nden vesayet talep edin” dedim.
Ve süreç başladı. Adli Tıp raporu istendi, gitmek istemedi, sonunda kolluk kuvvetleriyle götürüldü. Rapor geldiğinde teşhis konulmuştu: hak arama paranoyası. Mahkeme vesayete karar verdi, oğlu vasi oldu.
Bir süre daha adliyeye gelip, “Beni neden vesayet altına aldınız?” diye sordu. Sonra sustu. Zamanla adliye koridorlarından da çekildi.
Bu olay bana şunu hatırlattı:
Hak aramak, hukuk devletinin en temel hakkıdır. Ama bu hak, ciddi şekilde ve gerçek bir haksızlığa uğrandığında kullanılmalıdır. Aksi halde hem adalet sistemi yorulur, hem de kişi için sonuçları çok daha ağır olabilir.
