Anayasa Mahkemesinin Caner Şafak Kararı İncelemesi

  1. Giriş

Anayasa Mahkemesi’nin 8 Temmuz 2025 tarihli Caner Şafak kararı, enflasyon nedeniyle alacakların reel değerini kaybetmesi durumunda mevcut hukuk yollarının mülkiyet hakkının korunmasında yeterli olup olmadığı açısından önem taşır. Mahkeme, özellikle Türk Borçlar Kanununun 122. maddesi kapsamında açılan munzam zarar davalarının, paranın değer kaybını telafi etmede ne ölçüde “etkili başvuru yolu” oluşturduğunu değerlendirmiştir.

  1. Olay ve İlk Derece Mahkemesi Kararı

Başvurucu, tüketici işlemi kapsamında doğan alacağını uzun süre sonra faiz ile birlikte tahsil etmiş, ancak paranın değerinin enflasyon sebebiyle ciddi biçimde kayba uğradığını ileri sürerek munzam zarar tazminatı talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, “enflasyon olgusunun tek başına somut zarar ispatına yeterli olmadığı” gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay da aynı gerekçe ile ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı onamıştır. Bunun üzerine başvurucu, mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

  1. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi

Mahkeme, öncelikle kesinleşmiş alacağın Anayasa m. 35 anlamında “mülk” teşkil ettiğinin altını çizmiştir. Başvurunun esasını, munzam zarar davasının enflasyon karşısında alacaklının reel kaybını telafi etmede etkili bir hukuk yolu olup olmadığı oluşturmaktadır.

Mahkeme, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Mart 2022 tarihli içtihadı doğrultusunda munzam zararın yalnızca somut ve kişisel zararın vakıalar ile ispat edilebildiğini; dolayısıyla sırf enflasyon oranına, döviz kurundaki dalgalanmalar, ülke ekonomisinde olumsuz bulgulara dayanılarak aşkın (munzam) zararın tazminini elde etmenin mümkün olmadığını, yıllar içerisinde mahkemelerin kanunu uygulama farklarının oluştuğunu  belirtmiştir. Bu durumda başvurucunun reel değer kaybını telafi edebilmesini sağlayacak etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Bu tespitle AYM, mülkiyet hakkı ile munzam zararın tazmini davasının işlevini yitirdiğinden etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve pilot karar usulü uygulayarak TBMM’ye yapısal sorunun giderilmesi yönünde bildirimde bulunmuştur.

  1. Hukuki Tartışma

Munzam zarar kurumu, TBK m. 122 uyarınca temerrüt faiziyle karşılanamayan aşkın zararın tazminini düzenler. Ancak son içtihatlarda bu zarar, yalnızca alacaklının alacağını tahsil edemediğinden yüksek faizli kredi alması, sözleşmede cezai şartı ödemek zorunda kalması veya vergi cezası ödemek zorunda kalması gibi vakıalarla sınırlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi ise amaçsal yorumla, ekonomik gerçeklik ve sürekli yüksek enflasyonist ortamda bu yaklaşımın mülkiyetin etkin korunması amacına aykırı sonuçlar doğurduğunu saptamıştır. Bu nedenle mevcut yargısal uygulamanın “etkili başvuru hakkını” pratikte ortadan kaldırdığını belirtmiştir.

Karar, AYM’nin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülük anlayışını özel hukuk ilişkilerine de genişlettiğini gösterir. Mahkeme, devletin yargısal içtihat yoluyla bireylerin malvarlığı değerlerinin korunmasında pasif kalamayacağını, adil dengeyi  kurma ve korunma görevini vurgulamıştır.

  1. Kararın Önemi

Bu karar, enflasyon nedeniyle gerçek değer kaybı yaşayan alacaklıların korunmasında sistemik bir eksikliğe işaret eden ilk pilot karardır.

Mahkemenin tespitine göre, munzam zarar davası, teoride var olsa da pratikte alacaklıya gerçek bir telafi imkânı sunulmamaktadır. Karar, yasa koyucuya enflasyonist dönemlerde alacakların gerçek değerinin korunmasına yönelik yeni bir yasal düzenleme çağrısı yapmaktadır.

Bu yönüyle karar, hem bireysel mülkiyet hakkının korunmasını hem de ekonomik istikrarın hukuk devleti ilkeleriyle bağdaştırılmasını hedeflemekte; kanun koyucu ve yargı organları açısından yön gösterici bir içtihat niteliği taşımaktadır.

  1. Sonuç

Sonuç olarak Caner Şafak kararı, tazminat hukukunun temel ilkeleriyle uyumlu, mağdurun korunmasını esas alan bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Mahkeme, enflasyon kaynaklı gerçek kaybın telafisi için etkili başvuru yolu eksikliğini tespit ederek ihlal kararı vermiş; pilot karar mekanizmasıyla yapısal çözümü yasama organına bırakmıştır.

Bu yönüyle karar, yalnız bireysel bir ihlalin değil, Türkiye’de paranın değer kaybı karşısında mülkiyet hakkının korunması konusundaki sistemik sorunun da altını çizmektedir.

Bizim kanaatimize göre Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı isabetlidir; sürekli yüksek enflasyonun görüldüğü ekonomide borçlunun temerrüdüyle alacağın değer kaybetmesi aynı zamanda borçlunun haksız kazanç elde etmesine, borçlunun direngen halinin devamı yüzünden davaların mahkemelerde, icra takiplerinin icra dairelerinde yığılmasına neden olmaktadır. Bu pilot kararın, gelecekte hem içtihat hem de mevzuat düzeyinde alacağın gerçek değerini korumasını güçlendirecek mülkiyet hakkının muhafazasında bir dönüm noktası oluşturacağı açıktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir